Cumhuriyet'in 103 yaşına girdiği bu dönemde, devletin kuruluşundaki radikal modernleşme projeleri ile günümüzün dinamik toplumsal yapısı arasındaki ilişki tartışılıyor. Cumhuriyet'in sadece monarşiye son veren bir yapı değil, aynı zamanda sosyal ve kültürel hayatı düzenleyen bir modernleşme projesi olduğu vurgulanıyor.

Cumhuriyet projesinin lideri Atatürk’ün, tarihsel bir gecikmişlik görüşünde olması nedeniyle halka rağmen bir dizi radikal dönüşümü başlattığı belirtiliyor. Bu süreçte Cumhuriyet'in iki temel direği olarak muasır medeniyet ve ulus devlet hedefleri öne çıkıyor. Kurtuluş Savaşı sonrası elde edilen vatan içinde yaşayan ahali tam anlamıyla ulus özelliği taşımadığı için, Türkiye bir ulus inşa etme projesine dönüştü.

Ulus inşası sürecinde kurumsal reformlar ve zorunlu eğitim en önemli araçlar olarak kullanıldı. Alfabe devrimi ve Türkçe seferberliği ile Kürtçe, Arnavutça, Boşnakça, Lazca ve diğer birçok dil yerine tek dil kullanımı hedeflendi. Aynı zamanda geleneksel dini kurumların tasfiyesi amacıyla Tekke Ve Zaviyelerin kapatılması gibi adımlar atıldı. Bu uygulamalar ortak dil kullanımı ve medeni kanun gibi alanlarda başarı sağlasa da radikal ve zorlayıcı yapısı nedeniyle çeşitli zorlukları beraberinde getirdi.

Cumhuriyet'i dondurmak ne anlama geliyor?

Günümüzde hem fanatik Cumhuriyet savunucuları hem de eleştiriciler, Cumhuriyet'i 1923 ile 1938 arasındaki uygulamalarla sınırlı tutarak "dondurma" hatasına düşüyor. Oysa Cumhuriyet, her sosyal kurum gibi dinamik bir ilkedir ve temel hedefi olan sözleşmeye dayalı yurttaşlar topluluğu oluşturma idealinin tarihsel koşullara göre değişimi kaçınılmazdır.

Geçmişin koşulları gereği hayata geçirilen Kılık Kıyafet Kanunu, Şapka Devrimi veya başörtüsünü tehdit olarak gören yaklaşımlar bugünün çağında Cumhuriyetçi bir tutum olarak değerlendirilemez. Benzer şekilde Sünni İslam'ın devletin resmi dini sayılmasına karşılık Alevi Bektaşi inancının yasaklanması veya Türkçe dışındaki ana dillerin yok hükmünde sayılması, Cumhuriyet'in eşitlik ilkesine aykırı bir görüştür.

Cumhuriyet'i eleştirirken kullanılan "İran'da Cumhuriyet" benzetmesi de donuk bir yorum olarak nitelendiriliyor. Türkiye'nin "Muasır medeniyet" hedefi ve "Biz ilhamımızı, gökten indiği söylenen sözlerden değil, gerçek hayattan alıyoruz" düsturu, yapıyı İran türü uygulamalardan ayırıyor. Modern Cumhuriyet, eşit yurttaşlar ideali çerçevesinde kendini yenileme potansiyeline sahiptir.